24 Ocak 2012 Salı

sessiz çığlıklar, karanlıktaki fısıltılar..

Patavatsızlık etmek istemezdim elbette.Bazen konuşmak iyi geliyor.

Sessiz durduğumda durgun denmesine alıştım sayılır, anlattığımda diğerlerinden katça uzak olma duygusuna da karıştım sanırım.
7. Sınıftayken annem sürekli başkalarından bahsederdi, ki bu hep böyleydi, hala da aynı. Ama 7. sınıfta okuldan geldiğim sinirli ve yorgun olduğum bir gün, patladım. Evet, tam anlamıyla bağırdım çağırdım. Hatırladığım tek cümle ' diğerlerinin ne dediği, ne yaptığı, ne giydiği neden umrumuz da oluyor anne!' idi. Oldukça tuhaf olan yanı ise, şimdi her fırsatta başkaları ne diyecek diye neden düşünüyorum?

Kendimi seviyorum sanırım yada nefret ediyorum.
İnsanları ikilemler çıldırtmamışmıdır her zaman? Sen o kadar didin uğraş çalış bir sonuca var kafanda, ardından onun zıttını savunan biri çıksın ve onun kanıtları seninkilerden daha somut olsun. Adalet mi bu? Neden iki şık arasında gebermek zorundayız?
Ölmek yada yaşamak,
ağlamak yada gülmek,
gitmek yada dönmek...
Sadece saçmalık.

Küçükken karanlıktan korkardım, sokakta yalnız yürümekte diğer felaket durumumdu tabiki.
Küçükken ufak bir dünyam, hayallerim vardı. Ardından büyüdükçe fikirlerim, yaşantım, hayallerim sığmamaya başlayınca patladı küçük balondan dünyam. Benimle birlikte dışarı doğru uçan  kabuslarımdaki canavalar ve bazı hisler de benimle birlikte dışarı uçtu tabii.

Tek soru ne?
Büyümenin zarar verdiğimi?
Ah hayır hiç sanmıyorum.

Neden blog yazısı yazarken arkada hep slow bir müzik bulundururum bilmiyorum, fakat canlı müzikler içimdeki gerçek hisleri yazmama engel oluyor. Tuhaf.

Diğerlerinden farklı olduğu için sevinmeli mi insan?
Bilmiyorum.
Beynimin içini kemiren şeylerin gerçek olduğuna inanmalımıyım?
Bilmiyorum.
Hiç bir şey yapmadan, sadece yürümek istediğimi fark ettiğimde biraz yağmur birazsa sessiz bir sokak yerleştiriyorum düşünceme, gülümsüyorum ardından ding dong! bacak ağrısı hissediyorum. tıpkı aşı olurken ki gibi, önce bir iğne batması ardından sıvının damarlar ve kanla oynaşması gibi. geriliyorum, korkuyorum, uyuşuyorum.

Kanıtsız yaşamanın verdiği garipliği her geçen saniye hissetmem mümkün, gülümsediğim de boğazımda hafif bir acı hissettiğim gibi. Oysaki küçükken...

boşversene, hayat iyi gidiyor;
en azından henüz ölmedim.





VE HAYAT BAZEN ÇOK, UÇURUMUN KENARINDA ATLAMAYI HAYAL ETMEK GİBİ;  
BİR YANDA UÇACAĞINI BİLMENİN HAZZI,
BİR YANDA ÖLECEĞİNİ BİLMENİN KORKUSU.