22 Ekim 2015 Perşembe

Farz-ı Fersah

Aramızda kilometrelerin olduğunu farz edeceğiz şimdi.
Uzağında, daha da uzağında bir yerlerde bulunuyor olmamın rahatsızlık vermeyeceğini sanıyorum. Ve yine sanıyorum ki bu kilometreler dakikalar geçtikçe artıyor. Yani biz öyle farz ediyoruz. Yoksa nasıl erişeceğiz bu bitmek tükenmek bilmeyen yolun sonuna? Nasıl kavuşacak bu ardım sıra bedenime gölgelik eden dağlar?

Uzağımda, daha da uzağımda bir şeyler oluyor. Tam şu anda. İçinde bulunduğumuz bu vadinin gökyüzüne erişen, zirvesine erişilmesi güç dağların yamaçlarında, buradan bin fersah uzakta bir yerlerde.. Bir şeyler oluyor.Tam yüreğimin üstünde tepiniyor zarif bir geyik, topuk seslerini işitiyorum..

Bin fersah, uzağında. 
Adamın ellerini anlamsızca hareket ettirdiğini düşünüyorum, bir kadınsa avuç içlerini aşındırırcasına alkışlıyor onu.
Alkışlar ve artan müzik.
Alkışlar ve yükselen melodinin o karşı konulamaz coşkusu..

Ve alkışlar; 
 uzağında,çok uzağında bin fersah kadar.

 Bir de günün değil de 
senin doğuşun var odama.

 Saç tellerime kadar benimlesin.



Nasıl oluyor da inceliyor parmaklarım avuç içine sığınınca
Kimsesiz yahut bir başına kalmış bir çocuk gibi.
Geçen kışı hatırlıyorum.
Soğuk havalara rağmen
Avuçlarımın içi terlerdi
Gülüşün yansıyınca dudaklarına.


Erişiyorum, avuç içlerim terliyor. Dudaklarımın kuruluğuna aldırmadan göz yaşımın tuzunu salıveriyorum ıslatmasını beklercesine yanaklarımdan aşağıya.Süzülüyor, zaman ise acımadan ilerliyor hızlı ve cürretkar.. Orkestra gururla selam veriyor, şef ise sağ elinde ki batonu ile havada bir şeyler çizercesine kıvrımlaştırarak eğiliyor ve sol elini karın hizasına getirip suratına o minnettar gülümsemesini yerleştirerek selamını tamamlıyor.
Naif ve kırılgan bir sevinçle avuç içleri aşınan kadın kalbinin böyle hızlı çarpmasına güzel anlamlar yükleyerek salondan ayrılıyor.
Alkışlar..

Şimdi ise maviliği farz edeceğiz.
Bitmek bilmeyen bir uzaklığın ortasında, beni sana seni ise bana bağlayan bir mavilik.Tan ağarırken arınan, her geçen gün daha da güzelleşen bir mavilik.
Tığ gibi incelmiş bileklerindeyiz şimdi, bir avuç maviliğimle. 
Oysa sen, öyle uzaksın ki.
Bitmek bilmeyen yolların şahı gibisin. Hep o uzaklıkta ki güzel; gel etme eyleme denecek yerdesin.
Yahut bilirim, bir gün geri döneceksin.

Uzağındayım,
Uzağımdasın;

Bileklerine kondurduğum mavilik, yüreğine uçurduğum ömürlük kelebekler kadar.
Bitmek bilmeyen yollar,bin fersah kadar
Uzağımda olduğun kadar yakın..


Dilek Polat

Elbet

https://www.youtube.com/watch?v=-BsAl6HVZ-Y

Sana kendimi hatırlatmanın bir yolu var
Biliyorum
Sana kendimi hatırlatacak bir yol var
Sana giden bir yol,
Var..
Olacak elbet..
Belki bu yola çok uzağım
Belki yıllar sonra bu yola şans eseri gideceğim
Belki bu yollar götürecek beni en sonunda sensizliğin kuytusuna
Sana kendimi hatırlatmanın bir yolu var..
Sana kendimden sonra uğramanın,
Kendimi bile es geçip nihayi sana varmanın
..
Sen en kuytusunda akşamın mağrur bir çift gözle karşımdasın şimdilerde
Yağacak yağmurlar
Sonbahardır elbet
Sığınacağım göğsüne sokulurcasına
Isınacağım hiç korlaşmayan sıcaklığınla

Tazecik bir sonbahardayız
Elbet
Kış yakın
Yağmurlar da
Yeter ki karışmasın yağmurlara yanağımdaki damla..

Biz onca kez yürüdük
Yürürüz elbet
Yollar uzun
Yollar huzura boyanmış varlığınla
ve
Koca bir sonsuzluk doğuruyor kış ufuklarımıza..

221015'
Dilek Polat