28 Mayıs 2013 Salı

sabahın uğultulu gayesi

Bu bir rüzgar değil,bir baş kaldırış dünyaya. Issız bakışmalar içinde sabahın tek gayesi .. 

Bir ölüm diyor kadın. 
Böylesine yüce bir ölüm. 
Henüz zamanın erkenliğinde kimsesiz,ıssız bir ölüm.
Bu bir bitiş.
Bu ne bir hoş görme ne de bir terk ediş..

Erkenden yapmalıymışım meğer; kaçırdığım otobüslerin peşinden koşmak yerine,gitmek yerine.. 
         Meğer kalmalıymışım; bir sonraki otobüsü dakikalarca hatta saniyelerle kavga ede ede beklemeliymişim..

Bir şeyleri duymak zorundayız.
Her şeye rağmen yaşamak.
Gülümsemek mesela ya da gözyaşlarının o tuzlu tadını alarak ağlamak.

Bu bir ıssızlık diyor adam.
7,5 milyarlık bir dünyada tek kişilik yalnızlık.
Asla anlaşılamayacak olmanın azizliğine uğramak ne acı..
Bitmeyecek gibi başlanan yılbaşları, minik sevimli kutlamalar ardında bekleyen yeni ve uzun bir sene.. 
Yine,yeni baştan yaşamak. Dünden kalma yarını. Yarının aynısı olan ertesiyi..

Kim ki o kapıları ardına kadar kapatanların arkasındakiler? Sahi kimdi? 
Gidecek gibi mı geliyorduk? Hiç gitmeyecek gibi mi?
Hangisine daha çok üzülürdük? Hangi zamanda daha çok üzerdik ya da?
Evrenin maviliğinin gerisinde kalmış kızıllığıydık.
Biz,ben..
Bu nasıl bir bilinmezlikti?
Cevap bulunamayan sorular gibi kimsesiz,yersiz,yurtsuz yaşamlar.
Bu bir uğultusu sabahın,dudaklarda bitmemiş cümlelerle.
Zaman kırmızıya vuruyor,
Zaman henüz yitik               
ve zaman henüz toy.      
Büyümeye beş kala,
Zaman ahirleşiyor..                     

 
Dilek Polat



Related Articles

0 yorum: