5 Ağustos 2017 Cumartesi

Altı Çizili Cümleler

''Duymak istediklerimize yeteri kadar uzak olduğumuz bir yer keşfetmek istiyorum. Bu sayede beklenti denen bu garip hissiyatı dibinden kazıyıp arınmış olacağım. Kendine iyi bak.. 

Sofia..''

Bir gidiş daha nasıl güzelleştirilebilirdi? dedi kendi kendine Glostine. Gününe anlam kattığını düşündüğü biricik Sofia'sını kaybetmiş olmaktan ziyade, gideceğini hissetmesine rağmen mutluluğuna engel olmak istememişti. Ayrılık diyerek bakmadığından bu duruma her zamankinden farklı davranmak istemediğine karar verdi.Her şeye normal yaklaşacaktı ve bu durum onu da mutlu bir şekilde yaşatmaya yardımcı olabilirdi.

Sıradan bir gün, saat işe gitmek için hazırlan dercesine 08:00'daki mesai saatinden bir saat önce çaldı. İki kişilik bir yataktan arta kalan koca bir boşluk olmasına rağmen Glostine bir yastık yanına koyarak uyumuştu. Her şeye normal bakmasının ilk adımı buydu, Sofia'nın küçücük ellerinin yüzünde dolaşması haricinde bir çok şey onun yokluğunu bastırabilir düşüncesindeydi. Yataktan kalktığında yorganını yatağın üstüne kapatmak zorunda hissetti kendini. Oysa Sofia her sabah onu güler yüzüyle uyandırır ve o hazırlanırken yatağı kapatıp, kahvaltı için portakal suyu sıkar şarkı mırıldanarak eve huzur doldururdu. Glostine tüm bunlara hazır olmadığını portakal suyunu sıkmayı unuttuğunda fark etti. Bir portakal suyunun yokluğunun verdiği hüzün değildi bu. Kahvaltı yapmak için bir sebebi olmayışıydı. Bu kadar ince düşünebilen bir adam değildi daha düne kadar bu yüzden yokluğun ne denli sarsacağından bir haberdi. Kahvaltı yapmadı, dakikalar bu boşlukları kapatacak kadar hızlı değildi. İşe erken gitmeye karar verince tüm gün yarım saat erken akmaya başladı..

Öğle arasına çıktığında bir sandviç alarak evden yanında getirdiği Sofia'nın kitaplarından birini açıp okumaya başladı. Özenle saklanmış onca kitabı kütüphanede bırakmıştı Sofia. Oysa onun için o kadar önemliydi ki, Glostine buna anlam verememişti bir türlü. Kitaplıktan rastgele aldığı kitabı okumaya başladı ama ikinci sayfada düz olmaktan ödün vermeyen bir kaç çizgi ile cümle altlarında karşılaşmaya başladı, kitap bir kadının evrene yolculuğunu anlatmaktaydı. Kapağı bile Glostine'nin dikkatini çekmemiş olsa da bütün kitapları okumanın onu rahatlatacağını ve Sofia ile konuşurcasına davranabileceğini düşünüyordu. Ancak artan çizgiler her sayfada boy göstermeye başladı. Kitaptan yeterince sıkılmış olan Glostine kalan yarım saatini altı çizili olan cümleleri okumakla geçirdi.
'Umudunuzu yitirdiğinizde ufacık şeylerin dahi sizi nasıl kendi içine çekip hiç üzülmeden harcadığını fark edeceksiniz.' Glostine bu cümlelerin Sofia'nın son zamanlardaki durgunluğuna tercümanlık ettiğini düşündü ve devam etti..
'Büyük bir karanlığın içine düştüğünüzde tek sığınağınız kendiniz olursunuz bazen. Oysa ne kadar bilmediğimiz şeyler var içimizde var olan..'
'En çok kendi evrenini tanımalı bir insan, aynadan yansıyan silüetin içini görmeli..'

Öğle arasının bitmesiyle işe dönen Glostine bir türlü odaklanamıyordu yazması gerekenlere. Kolunun biraz ilerisinde duran kitabı okumak istiyordu, altı çizili olan cümlelerde düşünmek belki de biraz kendisini izlemek istiyordu. Sofia'sının gözünden..

Eve geldiğinde saat epey geç olmuştu. Günün yorgunluğunu bir cafede oturarak işaretli cümlelerde kafa yorarak arttırdı. Bu sayede uyuması pek de zaman almamıştı.

İkinci günün evresini anlatmam mümkün değil. Ne kitaplarda okunacak altı çizili tek bir cümle ne de kahvaltıda içilecek portakal suyu kalmıştı geriye...

Boşluk

Çünkü umut, zor inşaa edilen ancak kolayca yıkılabilen bir tür sevgi temeliydi..

Güneş bugün de aynı perde aralığından odama sızıyordu.. Gözlerimin kapalıyken güneş ışığını karşılayıp açtığımda yolcu etmek istemesine şaşmamalı. İçim yoruluyor. Çiçek bahçesi olmaktan çıkan zihnim birer birer döküyor erguvanları..

Bu denli inandırmışken kendini bir kurmaca hikayeye vazgeçmek en uzak seçenek oluyor insana. Vazgeçmeyi bilmek de zor, biz bilemeyen insanlardanız.. Vazgeçtim diyip yarın tekrarını yapmaktan çekinmeyen insanlardanız.. Bitti, gidiyorum dedikten sonra dönüş bileti aramaya koyulanlardanız.. Biz küçücük bir umudu yeşertmeyi görev bilen, sevinci küçük hüznü büyük insanlardanız..

Aynaya bakıyorum..
Sahi, ne zaman?
Bu kadar mutsuz ve yorgun bir hale dönüştüm ben?
Sahi! Ne zaman?
Umudumu karamsarlığa gömüp sessizce ağladım?
Sahi!
Ne
Zaman?
Boyun eğdim ve kabullendim mutsuzluğu?

Hissedemiyorum.

Çırpınıp durdukça düşüyorum, boğuluyorum..

Zihnimde tonla fısıltı, hepsi karmakarışık.
Yüreğimde tonla umut, hepsi yorgun.
Dilimde tonla şarkı,
Melodileri durgun ve korkusuz..


Galiba insan en çok da kendisine uzakken mutlu olabiliyor. Ne bir düşünce ne bir his..

Dalga sesi işitir gibi
Başa sarıp aynı kaseti ilk hevesle dinler gibi..

Öyleyse:
İstikamet boşluk..
 En hafifinden!
  En güçlüsünden!
   En sessizinden!