27 Mart 2013 Çarşamba

kır çiçeklerini severim

kır çiçeklerini severim,
çünkü bana uzak kalmış yakınlıkları anımsatıyor.

biraz beyazlıklarla kaplanıyor çevrem,
güneş henüz taze günün yıpranmışlığından uzak 
ve turuncu.

kır çiçeklerini severim,
çünkü bana getiriyor tüm sevecenliğiyle doğayı.

biraz mağrur bakan boynu bükük dalları,
en mahzunu ise beyazlı sarılı papatyaları.

kır çiçeklerini severim,
çünkü solsa da durur gülümsemeleri yapraklarında,
süzülür ağır ağır sıkıştırılmış kitaplar arasında.

biraz neşe dolsa da kederi saklar hep baş köşesinde.

kır çiçeklerini severim,
benim olanı bana getirir gibi,
benimken saklıymışcasına içimde,
benim gibi durgunken henüz zaman,
doğuyor bir ahşap çerçeve içinde..

Dilek Polat




Dilek Polat 

23 Mart 2013 Cumartesi

pulsuz zarf

henüz mürekkep kurumamıştı ki kadın kağıdı katladı,
bir bir dağıldı harfler..
yeniden yazmadı cümleleri,
çünkü farkında değildi sözcüklerin anlamsızlaştığının..
bir bir silinenler yeniden yazıldı,
yer değiştirdi harfler,kelimeler anlamını yitirdikçe mahçuplaştı..

yine böyle bir zamandı,dönüyordu ışıklar
sonra dedim ki;
yoksa niye yazalım? bu şiirleri bu romanları dudaklar kitli tutsa niye özleyelim ki?
sahi romancı adam siz hiç bir şiire aşık oldunuz mu?



21 Mart 2013 Perşembe

neyimize gerek'miş ?

peki bu mavilik kimin gökyüzünün artığı?
kenara atılmış olsaydı keşke,
tamamı bertaraf edilmişti.

siyahlıklar ondandır bilmeyiz;
bilmeyiz bu adamın neden elleri yok,
bilmeyiz neden görmüyor bir gözü,
bilmeyiz neden lal olmuş kelimeleri,
biz hiç bilmeyiz bacakları olmayan adamın koşamayacağını,
hiç bilmeyiz işte hiç kolları olmayanın sarılamayacağını..
tek şey biliriz; basmakalıplılığı
ki böyle bir tabir henüz doğmadı ki
tabir-i caiz mi? diye soralım.
neyimize gerek meyvesi ağacın?
bir köşesi kötülemiş deyip atacak olanlar biz değil miyiz?
neyimize gerek ki bir parça
''biz''lik,
''ben''lik,
''sen''lik..
tüm kişi zamirlerinin işine gelir,salça olmazlar dudaklarda.
bu duruma alışmak zor mudur sahi?
hiç sanmıyorum.
biz tek türümüzün mevcudiyetinin sonunu düşünmez haldeyiz,
yarın güneş doğmuş,çiçekler açmış,cemre düşmüş ne anlamı var?
ama dolar bir yükselse,altın artsa değmeyin keyfimize.

sen,
pardon siz bayım ya da siz hanımefendi
hiç sevmediğiniz o pırasayı sırf anneniz üzülmesin,emeği var diye yediniz mi?
önce kendinize sonra çevrenize bir saygı yarattınız mı?
ya da birazcık sevgi de olur.
evet siz;
yaşamın tadına henüz bakmadınız değil mi?haklısınız daha çok vaktiniz var.
henüz tadı yok gibi geliyor ama yol kısaldıkça ya da gördükçe ileride ki o küçük yeşillikleri farkına varıyor insan.
geç olmadan diyorum bayım,
evet geç olmadan hanımefendi,
yaşamayı deneyelim.


2 Mart 2013 Cumartesi

su geçirmez dakikalar


Pardon bayım sizi rahatsız etmek istemezdim.Ben sadece görmek istedim bu nedenle rüyanızdayım..

Bazen zaman yerinde kalıyor inanır mısınız?
Bu pili bitmiş bir saatin durması gibi değil ya da akrebin yelkovana küsmesi,küçükken istop dendiğinde durulması gibi de değil.

Nasıl anlatacağım bir bilebilsem dedim sonra.
Sandalyeler bir bir ayaklandı.Yanağıma çarptı çıkardığı o hafif rüzgar.. Belki banaydı bu öfkesi sandalyelerin, belki sana, belki de tüm insanlığa.

Kim tanıyordu o ağlayan kızı?Yapma ben hep gülerim.Mutsuzluk  için çok geç,avuçlarıma bakmalısın.O uzun çizgilerin uzun yollar getirdiğine inanarak,ucunda ki esrarı yüreğime dokundurarak..

Aptalım diyordu kedi, neden dört ayağımın üstüne düşüyorum her seferde?
Bıçağın morluğu güneşe bulanmış.. Bu bir kan değil ki deyip geçiyor sonra.Aptalım diyor kedi,ağaçlar neden kırmızı? Şimdi de koşuyor.Gördüğü tonla insan var,kocaman suratlar,kocaman çanta dolusu evraklar,ulaşmamış mektuplar,unutulup sulanmamış çiçekler,tabağın kenarında bırakılmış birkaç pirinç tanesi ve hep bir sonraya ertelenen ziyaretler …

Biliyor musun bu saydıklarım hiçbir zaman yapılmadı.
Hiçbir zaman adamın gülüşü kocaman olmadı,hiç bir zaman o mektuplar yerine ulaşmadı,hiçbir zaman o susuzluktan solan çiçekler yeniden açmadı,hiçbir zaman tabakta ki pirinç tanecikleri arkamızdan ağlamadı ve o ziyaretler hiç mutlu anlarda kapımızı çalmadı…

Neden diyor soruyor insanlar,işte bu yüzden.Hep bir sonraya ertelemekten,görmezden gelmekten..
Hiç kimse siz öldükten sonra yeni bir devirde yaşamıyor.Dünya aynı,yerinde sayan günlerden ibaret..
Malesef İbn-i Sinanın bulduğu ölümsüzlük iksirini uçuran rüzgar asla onu geri getirmedi.Gelmiyor,giden bir çok şey gelmez.Senin,benim,bizim çaldığımız tonla umut,tonla hayal ve yaşanmışlık geri gelmiyor..

Sadece ağır geliyor hepsi bu!Ruhunu yok edene kadar…