7 Ekim 2013 Pazartesi

Dünya Çocuk Günü;

Dünya Çocuk Günü (Ekim ayının ilk pazartesi olarak kabul edilir.)

İsminin güzelliği içinin hüzün dolu anlamlar barındırdığını hissettirmiyor olabilir.

Çocuk,
Hayatın henüz baharında zorluklara göğüs gerip yüceleşen çocuk..
Çocuklarımız..

Güzel günler görmeyi; 
      doğan güneşin ilk ışıklarıyla,yüreğinden taşacak -içi içine sığmayacak- bir umutla,sonsuz bir inançla bekleyen çocuk..

  II.

Bugünü senin günün saymışlar.
Omzunda ki o büyük yükleri bir kenara bırak, gökyüzüne bak.
Bugünü senin günün saymışlar çocuk.
Bu gün,
İşte tam bu doğan güneşin başlattığı sabahı,
İçini ısıtsın diye tüm sıcaklığını sana yolladığı anlarda güneşin kucakladığı öğleni,
Kızıllıklar içinde sıra dağların arasına gömülen akşamı,
Sana sunmuşlar. -
Oysa sen her güne sımsıkı sarılıp sahiplenirsin.
Bilmezler.
Boşver,
Zaten hiç
..
Hiç bilmediler çocuk.
Bu sokağın sana büyüdükçe daha dar geldiğini.
Kimseler duymuyor her gece hıçkırarak ağladığın, o iç burkan isyanını.
Kimse
ama 
Hiç kimse çalmıyor kapını çocuk.
Varsın çalmasınlar 
Varsın yıkılsın rüzgarı kessin diye yaptığım kartondan evim.
Varsın olmasın bir üstümü örtenim' dersin.

Bir sen, bir de ben bilelim
ki
Sen dünyaya karşı duracak 
güçtesin.

Dünya büyür; ağaçlar,evler,insanlar,fikirler hepsi büyür.
Büyür amma
Yalnız görüntüde büyür çocuk.
Ne bir doğal bağ bahçe,ne bir içten kahkaha kalır geriye.

Oysa sen,
Tüm düzeni değiştirecek güçtesin.
Yorulma çocuk, 
Omzunda dünyanın dertleri,bitmek bilmeyen problemleri..
Yürü,
Bu masmavi gökyüzüne ışık,
Kendinle barışık ol.

Gül yüzlü güzel çocuk;
Çünkü sen,
Tüm dünyayı değiştirecek güçtesin.

Çünkü sen,
Bir gülümsesen 
Tüm karanlığı yok,
Tüm yokluğu var edecek güçtesin.

Dilek Polat



22 Eylül 2013 Pazar

Yahut/

- III -

Güç merkezi sensin.
Tüm yer çekimine karşı koyan bir özgünlükle harmanlanmış,
Bir güç merkezi;
  sen.

Evrenin orta yerinde,
Kıpırdamadan izliyorsun.
Oluşumunu
  duyguların.

Waits'in sesi kadarız
Mükemmelliyet zamanlarımızda.

Bazen
 ise 
ıssız bir limanız
Kimsesiz kaldığımızda.

Bilinmez,
Saat on ikiye mi vuruyor?
Tan yavaştan ağarıyor,
Kuşlar inzivaya çekiliyor,
Akşamdan kalma tatlar bir bir ekşiyor,
Yürek yoruluyor,
 ruh dinginleşiyor..

V-

Bilinmez,
Bu adam neden her sabah aynı sokaktan elinde gazetesi ile koştururken kravatını gömleğine hizalamaya çalışıyor.
Yahut 
 bir
kadın son vapuru kaçıracakmış gibi seher vaktinde ilk vapurun sesine hızlı adımlarla eşlik ediyor.

Telaşlı bir bekleyişin hüznü içinde heyecanı yaşıyor insanlar
-
Biz ise bekliyoruz
  telaşlanmayı
   hüznü tatmayı
    heyecanla yaşamayı..

Bazen sözcükler cümlelere dargın olur,
Bazen işaretliğinden istifade eder nokta
...
(bitirir cümleleri,uzatmak adına)

Bir de uzayan yollar var
Çıkmaz sokaklar adına
Çıkan 
karşımıza.

VI-

Bir iken saat

 henüz gün,
 güneş ışığına bulanıyorken

Biter gece,
 gün batmadan iki satır önce.


Dilek Polat/ 23.09.2013



22 Ağustos 2013 Perşembe

Güzele boyanan yalnızlık mısraları

ki sen tüm bu kalabalığa rağmen
yalnızsın.
tüm güzelliğine,
o karşı konulamaz ses tonuna,
gülünce kıvrılıveren dudaklarına,
uzun kirpiklerine rağmen
yalnızsın.
bir adam sevsen, 
sanki güzelliğin bozulur.
kırılıverir bir ağacın dalı
oracıkta ölür bir bülbül
kimsesiz,ıssız.
bir adam sevsen,
bozuluverir uzun kirpiklerinin bitmek bilmeyen aşk-ı

sen yalnızsın
tüm kalabalığına rağmen,
yalnız 
ve hala
güzelsin.



Dilek Polat



17.12.1960

Bugün eski ve pek sevimli olan bir iş hanının içinde sahaf gezdim. Kitap aldığım sahafın karşısında güzel bir dükkan gördüm. Eski fotoğrafları bir minik valiz içine koyup 1 Lira’ya satıyorlar. Amanin! Nasıl mutlu oldum anlatamam. Her fotoğrafın arkasında başka bir yazı,tebrik,dilek.. 60’lı yıllara gittim. Şimdi kim bilir o fotoğrafta ki Meral Gümüş ne yapıyor? Yaşıyor mu? Yoksa vefat etmiş ve torunlarını görememiş bir nine mi? Taa o yıllardan kalma olan fotoğraf dünya tatlısı bir kız bebeğin fotoğrafı ve arkasında da şu satırlar yazıyordu;
”halacığım ve enişteciğim Ankara’ya kadar yorulup geldim beni öpmeyecek misiniz?”
-Çine:17.12.1960 Cumartesi
/200920 Foto Park-Çine. 

30 Mayıs 2013 Perşembe

kıyı

..

özlemenin kıyısındayız yine.
tüm şarkı sözleri bize yazılmış, tüm şiirlerin ithafı biz, tüm maviliği gökyüzünün, tüm sıcaklığı güneşin bize sanki. özlemenin kıyısındayız yine, ellerimizde koskoca hiçlikler ile yürüyoruz, kendimize.


Dilek Polat

28 Mayıs 2013 Salı

sabahın uğultulu gayesi

Bu bir rüzgar değil,bir baş kaldırış dünyaya. Issız bakışmalar içinde sabahın tek gayesi .. 

Bir ölüm diyor kadın. 
Böylesine yüce bir ölüm. 
Henüz zamanın erkenliğinde kimsesiz,ıssız bir ölüm.
Bu bir bitiş.
Bu ne bir hoş görme ne de bir terk ediş..

Erkenden yapmalıymışım meğer; kaçırdığım otobüslerin peşinden koşmak yerine,gitmek yerine.. 
         Meğer kalmalıymışım; bir sonraki otobüsü dakikalarca hatta saniyelerle kavga ede ede beklemeliymişim..

Bir şeyleri duymak zorundayız.
Her şeye rağmen yaşamak.
Gülümsemek mesela ya da gözyaşlarının o tuzlu tadını alarak ağlamak.

Bu bir ıssızlık diyor adam.
7,5 milyarlık bir dünyada tek kişilik yalnızlık.
Asla anlaşılamayacak olmanın azizliğine uğramak ne acı..
Bitmeyecek gibi başlanan yılbaşları, minik sevimli kutlamalar ardında bekleyen yeni ve uzun bir sene.. 
Yine,yeni baştan yaşamak. Dünden kalma yarını. Yarının aynısı olan ertesiyi..

Kim ki o kapıları ardına kadar kapatanların arkasındakiler? Sahi kimdi? 
Gidecek gibi mı geliyorduk? Hiç gitmeyecek gibi mi?
Hangisine daha çok üzülürdük? Hangi zamanda daha çok üzerdik ya da?
Evrenin maviliğinin gerisinde kalmış kızıllığıydık.
Biz,ben..
Bu nasıl bir bilinmezlikti?
Cevap bulunamayan sorular gibi kimsesiz,yersiz,yurtsuz yaşamlar.
Bu bir uğultusu sabahın,dudaklarda bitmemiş cümlelerle.
Zaman kırmızıya vuruyor,
Zaman henüz yitik               
ve zaman henüz toy.      
Büyümeye beş kala,
Zaman ahirleşiyor..                     

 
Dilek Polat



26 Mayıs 2013 Pazar

One The Road-Yolda (Film)


   ..  hayatta olmaya,yaşamaya ve hayata! 

''One The Road-Yolda'' Juck Karouac'ın kült romanının hayat bulmuş hali.

Film babasının ölümünden bir hayli etkilenmiş yaşama ve yazma özellikleri zamanla solan genç yazar Sal Paradise ile aşırı derecede hazcı,maceraperest ve normal bir hayat sürmeyi sevmeyen Dean Moriarty'nin Amerika'nın bir yanından diğer yanına olan yolculuklarından bahsediyor. Bu yolculuk sadece fiziksel olmamakla birlikte bir çok iç yolculuktan daha derin geçiyor. Hayatları caz,şiir,her gidilen coğrafyanın etkisi,uyuşturucu ve özgürlük düşkünü olan bedenlerini şekillendirdikleri seks çerçevesi içinde dönüp duruyor. Adeta yaptıkları her şey ruhlarını bir çeşit huzura kavuşturmak amacında gibi.. Filmde hissedilen bir şey de uzayıp giden ve hiç durmayan bir yol ve uçsuz bucaksızlık hissi.Gidilen her coğrafyada yeni bir hayat tadarken Dean'le, diğer yandan o coğrafyanın dinginliğini tadabiliyorsunuz Sal ile ..

Kısaca özetleyecek olursam filmden de anlaşıldığı gibi;

İnsan bazen gitmek ister. Nereye, ne zaman, nasıl gideceğini düşünmeden bir gece yarısı ufak bir çantaya biraz erzak,biraz da kıyafet koyup ağaç gölgelerinin siyahlığı altında yürümek ister. Yol gider, beyaz çizgiler zamanla daha da şekillenir. Yönünü belirleyen oklar yolu daha uçsuz bucaksız bir hale sokar.. 
            İnsan bazen yolun kendisi de olabilir. Ne kadar gitse de yine kendine döner.. 

İzlemenizi tavsiye ettiğim bir film.Bu güzel filmle beni tanıştıran güzel insana ayrı teşekkür ederim. İzleyecek olanlara da iyi seyirler dilerim..

Sevgiler; Dilek Polat



25 Mayıs 2013 Cumartesi

Layığıyla Sevmeler

Tam sevilmeye layıksın diyor
Gözlerinin içinde ki kuytular diye başlasa
Yeter hep aynı! diyeceğim
Demiyor..

Tam sevilmeye layıksın diyor
Tam sevilmeye layıksın..

Demiyor başka, ne yüzüm ne gözlerim
Hiç bir şey demiyor..
Sevilmeye layıksın dedikçe anlıyorum
Yavaşça
Yüzüme değil yüreğime bakıyor..

Kızarıyor yanaklarım,
Yaptığım haksızlıktan utanırcasına
Bir rüzgara yüzümdeki gülümsemeyle yürürcesine
Doluyor içim.
Taze bahar kokusuyla
Mahallede ki yokuştan kayan çocuk sesleriyle
Erguvanların pembesi
Papatyaların beyazıyla
Bir kadının kahkahasıyla
Çocuğun ilk adım atışıyla
Doluyor.

Tam sevilmeye layıksın diyor,
Tam sevmeye layıksın diyorum.

Sevmenin dingin kıyısında duraksıyoruz,
Sevmenin tam durağındayız..
Seviyoruz,
Layığıyla.



Dilek Polat



24 Mayıs 2013 Cuma

Gün Ortası Şiiri

Şiirlerle dolmuşken gün,
Şiir olmuş bir gece de
Bir adamın ceketinden yere saçılmış kelimeler
Şiir olmuş bir günde
Henüz şiir olamamışken kelimeler
Ayıptır! dedi Hamit Bey
Ayıptır be güzelim!
bırak biraz kendini,
şiirler konsun avuç içlerine.

ve kadın gülümser,sanki gün doğar yeni baştan.

          Dilek Polat


8 Mayıs 2013 Çarşamba

ve bir gün eş olacak;

Savaşlar var diyorum,
Tarih kitaplarında,tozlu raflarda,tarihleri belli ölümlülerle dolu,zaferlerle taçlanmış savaşlar değil,
Yıkıntı içinde direnmeye çalışan ruhumuzda ki savaşlar.
Dinmiyor, ah! bir dinse
Aydınlığa çıksa gün,
          gün
              eş olacak kanayan yarama.



15 Nisan 2013 Pazartesi

bir köşede


yorulmuşuz.
bekledikçe usanmışız yaşamaktan..
sevgimiz taştıkça yüreğimizden,
toplamışız,silmişiz etraflıca parçaları.
sanki biz
ayrıyken eksik,
bir iken tammışız..
utanmışız öpüşlerde
çekingen,
mağrur kalakalmışız.
sonra
..
ölüvermişiz;
bir köşede,
kimsesiz, bir iken
sessizce..






Dilek Polat


10 Nisan 2013 Çarşamba

ben bilmezdim hangi rengi güzeldir ilkbaharın


oysa
konuşulacak bir çok konu vardı..
 
hiç konuşmadık ki baharın gelişi hakkında,
papatyalar halimize ağladı.

sonra biz,

bir firari suçlu gibi,

güldük işte,kahkahalarla güldük.bir şeylere inat edermişçesine güldük.
onun dudakları gerildikçe gülmekten,benim kulaklarım çınlıyordu.
güzelleşiyorduk,tüm yıldızlar gibi güzelleşiyor, tüm ağaçların rüzgarla raksı gibi savruluyorduk.
tutunduk,
tutundum.. 
ve öylesine bir başına bırakılmayı öğrendi o gün havva kızı.
ne de olsa yarın güneş doğar, konar pencereme hüzün kovan kuşları,
ne de olsa ben,yaşarım bu dönmekten asla sıkılmayan yörüngeli dünyada.
ne de olsa.. 
sen,
bir başına  o şehrin ışıkları altında yürür,
karşılaşırsın acımla,
                    acımızla,
                    hissizliğimizle,
                    sevgisizliğimizle,
bizi biz yapan tüm dünyevi duygularımızla..
ne de olsa söylemeye varmasa da dudaklarımız kulaklarımızda çınlayan o cümle gibi,çekingen,tutsak
ve işte.. öylesine;
bir
     tek 
          ve eşsizdir hüzün baylar.

Dilek Polat


27 Mart 2013 Çarşamba

kır çiçeklerini severim

kır çiçeklerini severim,
çünkü bana uzak kalmış yakınlıkları anımsatıyor.

biraz beyazlıklarla kaplanıyor çevrem,
güneş henüz taze günün yıpranmışlığından uzak 
ve turuncu.

kır çiçeklerini severim,
çünkü bana getiriyor tüm sevecenliğiyle doğayı.

biraz mağrur bakan boynu bükük dalları,
en mahzunu ise beyazlı sarılı papatyaları.

kır çiçeklerini severim,
çünkü solsa da durur gülümsemeleri yapraklarında,
süzülür ağır ağır sıkıştırılmış kitaplar arasında.

biraz neşe dolsa da kederi saklar hep baş köşesinde.

kır çiçeklerini severim,
benim olanı bana getirir gibi,
benimken saklıymışcasına içimde,
benim gibi durgunken henüz zaman,
doğuyor bir ahşap çerçeve içinde..

Dilek Polat




Dilek Polat 

23 Mart 2013 Cumartesi

pulsuz zarf

henüz mürekkep kurumamıştı ki kadın kağıdı katladı,
bir bir dağıldı harfler..
yeniden yazmadı cümleleri,
çünkü farkında değildi sözcüklerin anlamsızlaştığının..
bir bir silinenler yeniden yazıldı,
yer değiştirdi harfler,kelimeler anlamını yitirdikçe mahçuplaştı..

yine böyle bir zamandı,dönüyordu ışıklar
sonra dedim ki;
yoksa niye yazalım? bu şiirleri bu romanları dudaklar kitli tutsa niye özleyelim ki?
sahi romancı adam siz hiç bir şiire aşık oldunuz mu?



21 Mart 2013 Perşembe

neyimize gerek'miş ?

peki bu mavilik kimin gökyüzünün artığı?
kenara atılmış olsaydı keşke,
tamamı bertaraf edilmişti.

siyahlıklar ondandır bilmeyiz;
bilmeyiz bu adamın neden elleri yok,
bilmeyiz neden görmüyor bir gözü,
bilmeyiz neden lal olmuş kelimeleri,
biz hiç bilmeyiz bacakları olmayan adamın koşamayacağını,
hiç bilmeyiz işte hiç kolları olmayanın sarılamayacağını..
tek şey biliriz; basmakalıplılığı
ki böyle bir tabir henüz doğmadı ki
tabir-i caiz mi? diye soralım.
neyimize gerek meyvesi ağacın?
bir köşesi kötülemiş deyip atacak olanlar biz değil miyiz?
neyimize gerek ki bir parça
''biz''lik,
''ben''lik,
''sen''lik..
tüm kişi zamirlerinin işine gelir,salça olmazlar dudaklarda.
bu duruma alışmak zor mudur sahi?
hiç sanmıyorum.
biz tek türümüzün mevcudiyetinin sonunu düşünmez haldeyiz,
yarın güneş doğmuş,çiçekler açmış,cemre düşmüş ne anlamı var?
ama dolar bir yükselse,altın artsa değmeyin keyfimize.

sen,
pardon siz bayım ya da siz hanımefendi
hiç sevmediğiniz o pırasayı sırf anneniz üzülmesin,emeği var diye yediniz mi?
önce kendinize sonra çevrenize bir saygı yarattınız mı?
ya da birazcık sevgi de olur.
evet siz;
yaşamın tadına henüz bakmadınız değil mi?haklısınız daha çok vaktiniz var.
henüz tadı yok gibi geliyor ama yol kısaldıkça ya da gördükçe ileride ki o küçük yeşillikleri farkına varıyor insan.
geç olmadan diyorum bayım,
evet geç olmadan hanımefendi,
yaşamayı deneyelim.


2 Mart 2013 Cumartesi

su geçirmez dakikalar


Pardon bayım sizi rahatsız etmek istemezdim.Ben sadece görmek istedim bu nedenle rüyanızdayım..

Bazen zaman yerinde kalıyor inanır mısınız?
Bu pili bitmiş bir saatin durması gibi değil ya da akrebin yelkovana küsmesi,küçükken istop dendiğinde durulması gibi de değil.

Nasıl anlatacağım bir bilebilsem dedim sonra.
Sandalyeler bir bir ayaklandı.Yanağıma çarptı çıkardığı o hafif rüzgar.. Belki banaydı bu öfkesi sandalyelerin, belki sana, belki de tüm insanlığa.

Kim tanıyordu o ağlayan kızı?Yapma ben hep gülerim.Mutsuzluk  için çok geç,avuçlarıma bakmalısın.O uzun çizgilerin uzun yollar getirdiğine inanarak,ucunda ki esrarı yüreğime dokundurarak..

Aptalım diyordu kedi, neden dört ayağımın üstüne düşüyorum her seferde?
Bıçağın morluğu güneşe bulanmış.. Bu bir kan değil ki deyip geçiyor sonra.Aptalım diyor kedi,ağaçlar neden kırmızı? Şimdi de koşuyor.Gördüğü tonla insan var,kocaman suratlar,kocaman çanta dolusu evraklar,ulaşmamış mektuplar,unutulup sulanmamış çiçekler,tabağın kenarında bırakılmış birkaç pirinç tanesi ve hep bir sonraya ertelenen ziyaretler …

Biliyor musun bu saydıklarım hiçbir zaman yapılmadı.
Hiçbir zaman adamın gülüşü kocaman olmadı,hiç bir zaman o mektuplar yerine ulaşmadı,hiçbir zaman o susuzluktan solan çiçekler yeniden açmadı,hiçbir zaman tabakta ki pirinç tanecikleri arkamızdan ağlamadı ve o ziyaretler hiç mutlu anlarda kapımızı çalmadı…

Neden diyor soruyor insanlar,işte bu yüzden.Hep bir sonraya ertelemekten,görmezden gelmekten..
Hiç kimse siz öldükten sonra yeni bir devirde yaşamıyor.Dünya aynı,yerinde sayan günlerden ibaret..
Malesef İbn-i Sinanın bulduğu ölümsüzlük iksirini uçuran rüzgar asla onu geri getirmedi.Gelmiyor,giden bir çok şey gelmez.Senin,benim,bizim çaldığımız tonla umut,tonla hayal ve yaşanmışlık geri gelmiyor..

Sadece ağır geliyor hepsi bu!Ruhunu yok edene kadar…


22 Şubat 2013 Cuma

ayırgaç

ama bir bağlaç değil ayırgaçtır,ayırgaç ne midir? ayırgaç güzel şeylerin sonuna gelen ama ile kötüye giden cümledir.ayırır..

zaten çoğu bağlaç nedensizce mutsuz eder insanı..

''gelmek istiyorum ama işim çıktı!''
''bu işi almak isterken onu kaybettim çünkü kariyerim daha ağır bastı.''
''çok mutluyduk meğer hepsi bir rüyaymış..''

''ben ve sen''
bak nasılda ayırıveriyor ayırgaç.

...


2 Şubat 2013 Cumartesi

uzaklığın yakınlık mertebesi.

o çok sevdiğin kazağının annen tarafından sana küçük geldiği gerekçesiyle senden habersiz başka birine vermesi gibi,içinde oluşan koca bir boşluk.

nefesini hissedebilirsin
uzakta değil çünkü nefesi,nefesinde..
nasıl bir yürek bu?
umutlu bir halde tutunuyor sevgisine..

her ne kadar 'anladım' diyebilse de anlamıyor bir türlü
aslında anlıyor da anlamak istemiyor belki
kim bilir?

bir şeyler yazmak diyorum, bir şeyleri yaşatmak
bir şeylere alışmaya çalışmak,bir şeylere alışamamak
..
bir şeyleri hissetmek,
ölmek,
doğmak,
yeniden yaşamak.

kokusuyla yaşamak bir insanın,
kokusunu burnunda tüttürmek
sigarayla eş değer mi bilmem kokusuna olan bu denli tiryakiliğim?

koca bir şehirde küçük insanlar var iken,küçük bir şehre koca insanlar sığdırmak ne kadar zor olabilir?
koca insanlar;kocaman mutluluklar demek
                     kocaman hüzünler demek
                     kocaman umutlar demek
                     kocaman sevgiler demek
                     kocaman aşklar demek
                     kocaman vefalar demek
                     kocaman bir adam demek
                     kocaman..

bir şehri sevmesi için insanın güzel olmasına ihtiyaç yok
bir rengi sevmesi için de parlak,
bir düşe aşık olması için hayale,
bir umuda koşması için ayaklarına..
evet,ihtiyaç yok.

bir kaç hayalle bavulunu topladı.gideceği yeri bilmeden yatıyordu yatağında.bavulunu kapattığında uyumak istiyordu.bavulunu kapatmak istemiyordu.bavuluna sığmayan tonla acı vardı.onları öksüz bırakmayı beceremezdi.yeni bir bavul çıkardı ve yine sığdıramadı acılarını.üçüncü bir bavulun sonunda bu kez de mutluluklarını toplamak istedi, öyle çoktular ki..
kadın yorgun düşmüştü, bavullarını sürükleyip kapının önüne geldi. veda etme vakti idi.
veda?
hepsi,her şey onunla geliyordu.yaşatacak tonla anı.yaşayacak tonla his.
hiç birini öksüz bırakmayacak kadar sevgi doluydu kadın.
uzunca bir tren yolunu yürüdü,
yanından trenler geçti
yanından tonla insanın hayali geçti
yanından penceren el sallayan çocuklar geçti
yanından çocukları düşecek endişesi ile çocuklarını hızla içeri çeken anneler geçti
yanından bir ömür geçti
bebeği,
çocuğu,
genci,
orta yaşlısı,
yaşlısı.
hepsi geçti ve gitti.

sahi,
hepsi gidecek miydi?
varacak mıydı umutlarına?

''bu ne hayal dünyası böyle!'' dedi adam, ''artık gerçek dünyaya dön,bunların hiç biri gerçekte olmaz.bu kadar derin yaşanmaz'' diye de ekledi.
kadın gülümsedi, gerçek bir dünyası yoktu.gerçek bir dünya da oyalanmak yerine yeni bir dünya da iki kişilik hayat sürüp gidiyordu.
kadın ve bavulu.
onlara eşlik edecek km'lerce yol
                              km'lerce dağ,taş

       ..
belki de yeşil bir bitki,
henüz solmamış
henüz incinmemiş bir bitki
henüz üzerinde ki minik dikenlerden arınmamış,yapraklarının uç kısımları kurumamış ve susuzluğu tatmamış bir bitki.

sahii
bir bitki gibi
henüz,
..
henüz,
yaşamamış bir tohum gibi ..

bir bavul ve bir kadın,
fazla uzağa gitmiş olamazlar!



31 Ocak 2013 Perşembe

mısın?

koca bir demet papatyam olmalıydı
belki de  böyle doğardı güneş
ufacık papatyalar
beyaz yapraklı,ortası turuncuya çalmış sarı

fena mı ya?
birlikte izlerdik gün batımını
papatyalarla
...

fena mı olurdu?

sen ve ben 
bir de ikimiz 

ne kadar kalabalığız 
ne kadar dolu hayatımız 
ne kadar biziz sahi

ne kadarlık almıştık hayatı 
ki 
ne kadarını kullanacaktık?

doğanın kucak açışına bakar mısın?
ne kadar sevecen
tıpkı çocuklar gibi neşeli 

dünyanın dönüşüne bakar mısın?
ne kadar sakin 
ıssız bir ada misali

gülüşüme bakabilir misin biraz da?

içimde yarattığın aşk seni görünce gülüşüme sebep hazırlıyor
içimden yükselen coşku kahkahaya dönüşüyor

sen nasıl yapabiliyorsun bunları?
nasıl da merak ediyorum, nasıl da düşünüyorum bilir misin..

bunca şeyi o çok sevdiğim dokunuşundaki sihri bana aktaran parmakların mı yapıyor? yoksa o kızınca gerilen damarların mı?

öyle güzelsin ki..
geceler utanıyor güzelliğinden,
yalnız ben görüyorum güzelliği bilir misin?
yalnız ben tanıyorum göz bebeğinin içinde ki saklı cenneti,
ellerim üşüyor
ruhum titriyor
bedenime sığmıyor sanki
dişlerimi birbirine değdirmemek için sıktığımda kendimi damarlarım kasılıyor,ıssızlaşıyor bir bir 
..

sevmenin bu denli coşkulu olduğunu görseydiniz ağlardınız
ama sizler ağlamayınız hıçkırıklara bulamayınız yüzlerinizi

sevmek öyle asildir ki
öyle başına buyruk

kah neşe kah hüzün dolu bir kutudur sevmek
kadını leyla erkeği mecnun edenlerden
tahir ile zühre gibi olanlardan

sevmek titrememek belki de,dişlerini birbirine değdirmemek
avuçlarının içini terletecek kadar sevmek!







29 Ocak 2013 Salı

nasıl olurda ben?


sokaklar boyunca yürüdüm,
yeni aldığım ayakkabım bile ayağımı acıtmaya başlamıştı.bir an duraksayıp‘ortopedik bu’ diyen satıcıyı anımsadım,ne de güzel inanmıştım ama!neyse elimde bir kitap (yekta kopan-kediler güzel uyanır),tepemde bir güneş(en turuncusundan) ve kulağımda yankılanan bir parça (durme durme).günüm güzelleşiyor dedim kendi kendime, bundan daha iyisi ne olurdu ki?
..
kadehim boş duruyor, fazlasıyla silik duran dudağımın izini buluyor gözlerim ve yorgunluğum kademe atlayıp yatağa uzanmama sebep oluyor. üzerimde halen duruyor ceketim, boynuma sardığım şal ve hala sıcacık özlemim..
sokaklar boyunca yürüdüm,
kalabalığın arasından bir kedi misali süzülerek.
sahi ne kadardı yalnızlığım? -kollarımı açabildiğim kadar çok diye bir ses duydum kulaklığımdan içeri süzülen ses ile, bir an kafamı çevirdiğimde ufacık bir kız çocuğunun babasına sarıldığını gördüm. demek kollarını açabildiği kadar çok seviyordu babasını.aileler diyorum, ne özel şeyler.
insan yakınında olup da yaşayamadığı duygulardan muzdarip ne de olsa..
sorma azizim sorma, diye yineliyordu adam.6-6 gelen zarlarla keyiflenince, unutuvermişti az önceki efkarının sebebini. çünkü 6-6 gelmişti. düşünebiliyor musun 6-6 ?
ben hiç bir zaman 4-4lük bir hayat süremedim. hatta en sevdiğim 2 takımın maçı da 4-4 bitmedi.    6-6‘da bitmemişti neyse ki. 
..
eğer bir satırı 2 yada 3 kere okuyorsam,eğer okuyorsam gerçekten kafam dağılmış demektir.2 yada 3 kere.. ne kadar kararsız sayılar değil mi? tek mi çift mi? az mı çok mu? 
şarap kızıllığında düşlere uyandığım gecelerim var iken,
nasıl olurda ben? 
...