19 Mayıs 2011 Perşembe

Sakin bir hayat içinde boğuşuyoruz benliğimizle..

Kimi zaman aynada karşılaştığımla tereddütsel bir bakışma yaşıyorum. bu kim ? yada ben, ben miyim diyorum kendime.
Eğer bensem nasıl oluyorda bu kadar, bu kadar mutsuz olabiliyorum ? Sonradan yaşayacak daha çok şey var diyerek geçiştiriyorum kötü durumları.
Kırdığım insanlara kendimi affettiriyorum, yada beni kıranları affediyorum. Neden peki ? Şu 'ölüm' denilen son yüzünden mi sanıyorsunuz ? Herşeyin bir sonu vardır evet, fakat ölüm beni korkutacak kadar gerçekçi değil .. Bağlıyım hayata ben, bir şekilde mutlu ediyor çünkü beni.
İki gün önce yüzümde bir kaç gamze olduğunu farkettim. Gülümsüyordum benliğime. Aslında çok durgun bir denizde yelkenli ile ilerliyorum, usulca ağır ağır. Rüzgar yanağımı okşayarak geçiyor ve saçlarıma dolanıyor o zarif elleriyle. İşte o anda içimde bir kıvılcım, ateşe dönüşüyor. İşte o an da gerçek mutluluğu tadıyorum.
Ya da öyle sanıyordum çünkü uyandığımda bedenim bir ateş topu gibi alev alev yanıyordu. Hastaydım evet, ve hayat göz yaşlarımı tutabilmeme izin vermiyordu artık !
Bedenimi yakacak derece de fazla ve acılı iğneler ..
Düzensiz beslenme, gereksiz uykular ..
Hangisi neye yarıyor anlamıyordum, anlam veremiyordum hatta çoğu zaman ..
Ama bazı şeyler oluyor ki çoğu zaman yenik düşüyorum, güçsüz ve bitkin kalıyorum. Bir kaç umuta tutunuyorum ve yol alıyorum kısık bir ışığın peşinden.
'Benim hala umudum var' diyorlar ya hani, evet doğru.
Benimde hala bir umudum var, mutsuzlukla savaşırken kaybettiğim bir sokakta ..

Dilek Polat .


Related Articles

0 yorum: